İnsan çok kazanır, çok mal mülk içerisindedir. Fakat fukaradır, darlık içindedir.
İnsan çok kazanır, çok mal mülk içerisindedir. Fakat fukaradır, darlık içindedir. Nasıl darlık içinde olur? Haram helal hudutlarına dikkat etmezse, haramla gayri meşru işlerle iştigal ederse, neticede o kişi bolluk içinde darlık yaşar. Kanaati olmadığı için bu kadar bolluk içinde o kişi fakir olma duygusuna sahip olur.
Hep kendisinden yukarıdakileri ne bakar. “Filan şu kadar zengin, falanın şu kadar malı mülkü var. Benim malım ise çok az” der ve mal biriktirmek için hırslandıkça hırslanır. Kendisinden kanaat hissi tamamen alınır. Malı mülkü vardır ama sanki fakir gibi, mala ihtiyacı olan adam gibidir. Durmadan daha fazlasını ister ve kendini mânen helak eder. Dünyadaki huzuru bulamaz.
Veyahut da ona kâinatın sahibi öyle hastalıklar verir ki malın içinde gark olur ama yiyemez, içemez. Et yiyemez, süt yiyemez, meyve yiyemez, sebze yiyemez. Kendisine birçok diyetler verilmiştir, çavdar ekmeği yer, arpa ekmeği yer.Katı yağ yasak,Hamur işleri yasak, Böylece bolluk içinde darlık verir.
Veya çok para kazanır da onun bereketini bulamaz. Allah'tan korkmazsa, helal ve haram hudutlarına riayet etmezse onu böyle yapar. Bir de manevî darlık ve manevî bolluk vardır. İşte ona gönül zenginliği diyoruz. Kanaat. İnsan öyle ki gün bulur gün yer de hiç halinden şikâyetçi olmaz.
“Ya Rabbi bana bu kadar nimet verdin. Elhamdülillah! Gün bulup gün yesem de kimseye muhtaç olmuyorum. Bana sıhhat vermişsin, afiyet vermişsin, çoluğumun çocuğumun rızkını kazanma lütfü veriyorsun” der.
Bulunduğu hâle razı olarak daimi bir şükür içerisinde olur ki Allah kalbine bir genişlik verir. İşte manevî zenginlik budur. O kişi ailesi ile öyle bir huzur hâli yaşar ki, akşam sofralarına koydukları bir dilim ekmek, bir tas çorba mutlu bir hayat yaşamalarına yeter ve artar
Ama öbürlerinin aile hayatı bozuktur. Oğlan bir tarafta, kız başka bir taraftadır. Hanım şöyle düşünür, beyi böyle düşünür. Yani darmadağınık bir aile hayatıdır. Sanki orası bir aile yuvası değil, bir oteldir. Sanki birer günlüğüne müşteriler oraya gelmişler, birkaç günlüğüne bir çatı altında kalmaya mahkûm olmuşlar gibi. Böyle bir hayattadırlar. Saraylar dar gelir. Ama gönlü zengin olan, kanaat sahibi olan, malını bu kanaatinden dolayı bereketlendiren insan ise dünya genişliğinde bir hayat yaşar. İşte bu insan takva sahibi insandır.
Kendisini güçlü, muktedir görenler, gerçekten güç sahibi iseler haydi bakalım ölmeyiversinler, hastalanmayıversinler, kucaklarındaki canparelerini, evlatlarını ölmek üzere iken geri hayata döndürsünler. Yapamazlar, edemezler. Onlardaki güç, iktidar izafîdir. Gerçek güç sahibi, gerçek kudret sahibi, kadir-i mutlak olan Allahu Teâlâ’dır. Onun için kanat edelim mutlu yaşayalım huzura da mutlu varalım.