Anne babasına, kardeşlerine, eşine, arkadaşlarına, tabiata vs. içinde yaşadığı hayattaki her şeye kuşkuyla bakan ve ya bunlardan menfaat elde etmezse onları önemsemeyen insan modelinin öne çıkarılmasıyla yaşanan bir süreçtir,
Anne babasına, kardeşlerine, eşine, arkadaşlarına, tabiata vs. içinde yaşadığı hayattaki her şeye kuşkuyla bakan ve ya bunlardan menfaat elde etmezse onları önemsemeyen insan modelinin öne çıkarılmasıyla yaşanan bir süreçtir, ötekileştirme. Bu insan modeli ilebireycilik gelişti. Neticede bana hizmet etmeyenin, benim için önemi yoktur anlayışına varıldı.Bütün insanlığı kucaklayan, kâinatla bütünleşmiş “biz” kavramını, “ben” kavramıyla değiştirmekle ötekileştirme husumete dönüştü.
Ötekileştirmenin bir sınırı yoktur. Renk farkı, ırk farkı, dil farkı, din farkı, cinsiyet farkı, bölge farkı, meslek farkı, yaş farkı, iş farkı, gibi sayılamayacak kadar konu ötekileştirmenin nedeni olabilir. Biz öğretmenler, siz kadınlar, siz polisler, siyasetçiler, zenciler, sarışınlar, çalışkanlar, zenginler, dindarlar, işçi, memur, esnaf, kadın-erkek, Türk, Kürt, Avrupalı, Afrikalı, Aksaraylı, Kırşehirli vb. birçok kavram bilinçaltımıza yerleştirdiğimiz ötekileştirmenin dilimize yansımasıdır. İnsani ilişkilerimizi doğrudan etkileyin bu kavramlara yüklediğimiz anlamlar değişmez öz, dokunulmaz değer, gruplaşma unsuru, saygı ve sevginin temel unsuru olarak sayılıyorsa, kavaramlar üzerinden bile olsa ötekileştirmeyi yaşıyoruz demektir. “Ötekileştirme” hem düşmanlığın hem de sömürünün temel kavramıdır. Cemiyeti yiyip tüketen tefrikanın diğer adıdır. Emperyalizm sömürüsünü bu kavram üzerinden yürütür. Ülkemiz özelinde bu sömürü, Sünni-alevi, Kürt -Türk, sağcı-solcu, çağdaş-gerici gibi temelinde ötekileştirme yatan kavramlar aracılığıyla gerçekleştirmek istemektedir. Bugün yeryüzünün değişik yerlerinde yaşanan katliamların, işkencelerin, zulümlerin ve gözyaşının akmasının temel nedeni ötekileştirmedir.
Sorumluluktan kaçmanın, suçu ve sorumluluğu üzerinden atmanın en kolay yoludur “ötekileştirme”. Ya da suçluyu kolay yoldan bulmanın diğer yoludur. Yapamadığımız işlerin, bütün kötü gidişlerin vebalini başkasına yükleyerek, işi sırtından atmaya mazeret üretmektir. Şu İsrail olmasa dünya güllük gülistanlık olurdu! Ya da ABD bir çökse, dünyadaki bütün problemler kendiliğinden çözülürdü! Komünistler, faşistler, şeriatçılar, Laikler olmasa her şey düzelir! Oysa, karanlığa küfretmek yerine bir mum yakmak daha doğru bir yaklaşım olurdu. Kimi zaman da savaşın ötesinde, iktidar mücadelesinin temel unsurudur. Liberal, sosyal demokrat, demokrat vb. söylemlerle taraftar bulmaya dönük çalışmaların genel adıdır. Bu manada, kan ve gözyaşı üzerine kendilerine iktidar ve servet üretmek isteyenlerin en temel sığınağıdır, ötekileştirme.
“Biz” yerine “ben “ kavramının hâkim kılındığı bir anlayışın insanları götüreceği yer elbette ki “ötekileştirme” olacaktır. Farklılıklarımızı düşmanlık vesilesi kılmadan zenginliğe dönüştürdüğümüz gün insanlık adına onurlu bir yaşamın kapılarını araladığımız gün olacaktır. Kendimizi tanımlarken kullandığımız kavramlar insanlığımızın gereğidir aslında. Kullandığımız kavramlar “bizi” oluşturan değerleri oluştururken, bir başkasını dışlayıcı, yaşam hakkını elinden alıcı, düşmanca bir farklılaşmaya sürüklememeli.Tanımlamalarımız dışında kalan diğerleriyle aramıza kesin ve aşılmaz çizgiler çizmeden, iletişime ve saygıya dayalı yaklaşım biçimimizdir önemli olan. Zihnimizde yok edemediğimiz ötekileşmeyi, ötekini yok ederek halletmemiz mümkün olamaz. Farklılığımız saygısızlığa, saygısızlığımız nefrete, kinimiz yok edici düşmanlığa dönüşmeden, ötekilere “merhaba” demede acele davranmalıyız. Tarih,ötekini yok etmek isteyen nice savaşlara şahitlik etse de; husumete dayalı tanımlamaların, ötekileştirmeyi ötekileştirmekten başka bir işi yaramadığını yazmaya devam edecektir. Yıkıcı ve yıpratıcı ötekileştirmeden kurtulmanın yolu,Hz Ali’nin “insanlar ya dinde kardeşleriniz ya da yaratılışta eşlerinizdir” çağrısına uygun evrensel bir anlayış geliştirmektir.