Floransa Büyücüsü romanını okuyanınız oldu mu bilmem ama okuyanlardan bazıları
Floransa Büyücüsü romanını okuyanınız oldu mu bilmem ama okuyanlardan bazıları ‘…Ne kadar karışık roman ama okumadan da bırakılmıyor…’ demiş olmalılar. Olayların nasıl birbiri içine ceviz içi benzeri sarıldığını sezdikçe akıcılığını sezinlemişinizdir.
Salman Rushdie adı bir dönem korkulan adlardandı. Hindistan ve Pakistan yazara ‘İslamiyet’e hakaret ettiği’ gerekçesiyle yasak getirince İran’da Ayetullah Humeyni Öldürülmesi için fetva çıkarmıştı. Ülkemizden salt Aziz Nesi Dedemiz ‘ Bütün kitaplarını basmaya hazırım!’ iletisini yayınlamıştı da Salman Rushdie’ ye yönelen okların yarısını üzerine çekmeyi sağlamıştı. ‘Şeytan Ayetleri–1988’ Okuyan/okumayan herkesin dilindeydi İslamiyet’e hakaret eden adam. Kimse İslamiyet düşmanı olarak duyduğu yazarın Hindistanlı bir romancı olduğunu ve batı edebiyatının tahtını salladığını bilmiyordu. Batı uygarlığı gibi batı yazınının da dünyanın merkezi olduğuna inandıklarından Hint yarımadasından yükselen musonun önünde duramayarak 1981 Booker,1999 Booker of Bookers ödüllerini alarak dünyanın ilgisini toplamıştı. Biz sondan başlayarak Floransa Büyücüsü’nden başladık ya tanıtmaya yeniden başa dönelim fantastik romanı tanımak için.
Geceyarısı Çocukları: 1947’ de bağımsızlık anlaşmasının kabul edildiği gecenin yarısında hastanelerde doğan çocuklardan kayıt altına alınanlara bir belge düzenlenir.
“Dün gece tam bağımsızlık ilan edildiği anda doğan bebek Salim Sina’nın bir pozu-o muhteşem saatin mutlu çocuğu!(128y) yazılı gazete yazısı, berat ve yüz rupi verilir. Ülkede beş yüz altmış bir çocuktur bunlar, hastanede doğup kayıt altına alınabildiklerine göre de kentli, iyi ekonomik çevrelerin çocuklarıdır. Roman boyunca izini Süreceğimiz Salim Sina,15 A9ğustos 1947,Bombay- Doktor Narlikar Doğumevinde doğar. Dede Âdem Aziz Doktordur ve Müslüman’dır, baba Ahmet Sina zengin bir işadamıdır. Annesi Emine Sina ilginç bir kişiliktir. Aslında ailenin tüm bireyleri, geçim kaynakları, ilişkide oldukları insanlar, akrabaları ilginçtir. Okuyucu roman boyunca çözemez. Dedenin konağında Nadir Han yer altı kaçak günlerini yaşarken, cinsel ilişki olmadan Emine Azizle evlidir ama ortadan kaybolunca Ahmet Sina ile evlenir. Yöneticiler servetine el koyunca beş parasız kalır, dede rüşvetle durumu kurtarır. Zülfikar Ali ile akraba, Gandi’yle yakın, Eyüp Han, Mücibü’r-Rahman’la bildik, Ziya- ül Hak’a uzanan ilişkiler yumağında şaşırmadan okuyamazsanız romanı.
Çok dinli, çok etnik yapılı,çok nüfuslu Hint ve Pakistan toplumlarında yaşanan egemenlik kavgaları karmaşasında yetişen Salim Sina,çocukluk gençlik ve yetişkinlik anıları içerisinde siyaset,tarih ve inanç ilişkilerini irdeler.Hitli,Bengalli ve sindiler arasında çıkan çatışmalarda;
“ Bölünmeyi isteyen gömülmeyi hak eder. Müslümanlar Asya’nın Yahudileridir.(78y)”
Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’in bağımsızlık yıllarındaki olaylara değinirken; yerli işbirlikçiler, din baskıları, halkın bilgisiz ve tansıklıklar(Mucizeler) bekleyen kaygan yapısındaki çelişkilerle düştükleri gülünçlüklerle de inceden ironileştirilir. Agahan, Nehru, Gandi, Ekberhan gelip geçmiştir ama 1961 de İngiliz Yönetimine göre topraksız ve işsiz kitleler, cehalet ve nüfus mantar gibi büyüyordu. 1957 seçimlerinde Komünistler on iki milyon oyla en büyük muhalefet partisi olur, Selim Sina’nın annesi Komünist Kızıl Kasım’ı destekler.
Salim Sina 11 yaşında kendisine verilen belgeyi teneke küre içine koyarak Buckingham Villası bahçesine gömer, ailesi ile birlikte Pakistan’a Zülfikar Ali Butto’ nu yanına mülteci olarak giderler. Şeyh Mucibü’r-Rahman, 25 Mart 1971 de Bangladeş’in bağımsızlığını ilan edince 10 milyon mülteci doğu Pakistan-Hindistan sınırından Hindistan’a kaçar.(İnsanlık tarihinin en büyük göçü) 90 milyon insanın da öldüğü söylenir. Din, iktidar, çıkar ilişkileri uğruna aklınıza gelen her olgunun uygun sayıldığı ortamlarda kadının değeri var mıdır? “ Kadınlarını kilit altında tutan hiçbir şehir fahişeden yana sıkıntı çekmez.(320)”
Toplumsal savaşımın sonunda yenilenler için; “Bir zamanlar başka türlü olduklarını unutmuşlardı, komünizm içlerinden akıp kertenkele gibi hızlı, susuz toprak tarafından emilmişti. Şimdiyi oluşturan nedenleri unutmuşlardı.473y.” der yazar.
Geceyarısı Çocukları içinse, “ kendilerinden vazgeçip kalabalıkların yok edici girdabına çekilerek ve yaşarken bulamadıkları huzuru ölürken de bulamamaktır.492y.”demek en iyisidir sanırım.
Önyargılarımızı bir yana bırakalım ve Hint yarımadasının en güçlü romancısının önünde şapkamızı çıkaralım.