Emniyette Şube Müdürlerinin Yeri Değişti.
 İl Genel Meclis Başkanı Av. Özkan Doyğun’a Onur Ödülü
21 Mayıs Dünya Süt Günü Kutlanıyor
Nurgözde Sıla Özlemi Şenliği
Bu yazı 01 Şubat 2012, Çarşamba 08:51:51 tarihinde eklendi. 1284 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Karanlığın Günü - Rahim Gür

Yazıldığı yılların koşullarında okunup anlaşılamadığından mıdır, yeni yazılanların o yıllarda yazılanları aşamadığından mıdır yeniden gündeme gelmesi?
Karanlığın Günü

Yazıldığı yılların koşullarında okunup anlaşılamadığından mıdır, yeni yazılanların o yıllarda yazılanları aşamadığından mıdır yeniden gündeme gelmesi? Bu sorumuzu gelecek günler belirleyecek. Ortada bir gerçek var, Leyla Erbil otuz yıl sonra da okunuyorsa, söyledikleri günümüzde de gündemdeyse, okurunu boğmadan, akarak, düşündürerek okunuyorsa ilgi özeği olmak zorundadır.

Seksen sonrasındaki hızlı değişim diyemeyeceğimiz yozlaşma yazın alanımızda da yıkıcı etkilerini göstermekte gecikmemiştir. Türk yazınının çıkış noktaları paraya, reklama, destek verici kurumlara odaklandıktan sonradır ki, yazar özgün kurgularını yazmakla satılabiliri yazmak arasında ikileme düşürülmüştür. Ne yazarsam satara, neyi yazarsam dizi, film olur kaygısına zorlanmıştır. Yazarın özgür duruşu da aranır olmaya başlamıştır. Kısa süreli ışıltılar geçip giderken kalanlar yazarını söndürüp karartmakla kalmıştır. Bu yaklaşımlardır ki tüm dalgalanmalardan etkilenmeden inançları doğrultusunda yazan, ödül peşinde koşmadan özveriyle direnen yazarların yeniden irdelenmesinde yarar olduğuna inanmışlıkla yeniden okunmalıdır inancındayım.

“Karanlığın Günü” toplumumuzun bir dönem romanıdır. Elli yıllık toplumsal değişimlerden sonra bir noktada kesişmek zorunda kalmış kent yoksullarıyla orta varsıllarının, kırla kentin, kadınla erkeğin, az okumuşla aydının kesişme noktalarında bir olması gerekirken ayrık akışlara gidişinin anlatımıdır. Çok yoksul koşullardan aydın görünüme ulaşmış insanlarımızla, kentlerde yoksul kalmayı başarabilmiş insanlarımızın sarmalında; umulan ama yapılamayan devrimlerin kırıklığında oyalanan aydınımızın da acıklı öyküsüdür.

Çok söz edilmesine karşın gerçekleştirilemeyen demokrasi, kalkınma, devrimlerin insanları gönence ulaştıramamasındaki tıkanıklığın içeriği, neden ve sonuç ilişkiler sorgulanır. Yazar, müzisyen, ressam, geçmişe özenen soyluların aydınlık yarınlarımızdan ne anladıkları, neler yapmak istedikleri duru olmamakla birlikte gününü gün eden yaşama biçimlerine bir ayna tutar yazar. Kadın yazarlarımızca neredeyse ayrı bir kavganın ayrışımı düzeyine getirilmek istenen feminist yaklaşımlara da akılcı yanıtlarını bulursunuz satır aralarında. Kendini aydın olarak niteleyen insanları anlatırken sıklıkla akıl hastanesinde yatan annesini anlatması boşuna değildir. Okuyucu iki kalın çizgide yürür roman boyunca. Hasta annenin yolu ve aydın diyebileceğimiz yol,roman annenin yolundan veriri özünü, ama ‘…Anneyi çıldırtan kararsız, boş,amaçsız insanların varlığımıdır?...’sorusunu sordurur okura. ‘…İyi düşünceli insanların başlattığı her iyi iş aydın kaypaklıklarından mı sonuçsuz kalmıştır?...’ sorusuna takılıp kalıyoruz.

Roman boyunca toplumumuzun her kesimlenen betimlenen insan örneklerinin iki görüntüsü verilmiştir. Tüm olumsuzluklarına karşın eşine evine bağlı kalan kadınla, aldatan varsıl kadının bakışımını görebilmek sarsar okuru. Okur bakışım açısının neresinde olmalıdır? Yaşamını karartan olayların nedeni olarak doğaüstü güçlere inanmak gereği duyan değişik ulustan kadınlarla, Türk ve Müslüman kadınların ayrımı olmadığını gördüğümüzde ‘eğitilmemiş insan’ gerçeği dikilir önümüze.

Yazar toplumumuzu koymuş kalbura, ele çalka kalburunda akılcı bir birikim de kalmıyor.Kadınlı erkekli aydınımsıların yaşadıkları mı, hastane görmelerinde tanık olunan hasta yaşamlar mı kalıcı olacak okur belleğinde.

“Halkların kimi kazançlar elde ettiği doğru değildir, dostum! Halklar bugünün yeni teknikleriyle kuşatılmış bir dünyada, eski aşağılanmış durumlarını yeni biçimler içinde yaşamaktadırlar (258.y)”

Son otuz yılda ülkemizin geldiği aşamayı karşılaştırmak istediğimizde, her alanda ilerlemek isteyip te geriye gittiğimiz gerçeğiyle yüzleşiriz. Seksenli yıllarda vazgeçmeden tartıştığımız toplum sorunları, kadının, aydının görüntüsü, toplumun beklentileri nereden nereye; insan hakları ve onurundan, kıl tüy sorununa indirgenişindeki önemsemezliklerimizin acılarını duyarsınız.

Leyla Erbil, soyutlamalı, geriye dönüşlü, anıştırmalı anlatışları ustaca kullanan yazarlarımızdandır. Anlatımındaki girintiler, çıkıntılar, ayrıntıda saklananlar, çok uzun sözlerin kısa bir tümceyle mermileştirilmesi sıklıkla görülür. Sözcük seçiminde seçkici değildir, dile uygun gelen sözcükleri Arapça, Farsça, Osmanlıca, Fransızca, İngilizce ayırmadan kullanır. Sözcükler anlatımı sağlayan araçlar olarak algılanır, gerekli gördüğünde (k) imleci yerine(q) imlecini de kullanır.

Türk yazınının yapay yazarları bir bir ortadan yiterken, son yazılanlardan bir anlam çıkaramayan okuyucular eski sevgililerini aramaya çıkmak zorunda kaldılar. En çok bilsediğim; Sayın Leyla Erbil’in son yazdıklarındaki dilin durumudur.

Sanatın gereksiz, sanatçının kul görülmeye çalışıldığı boz bulanık günlerimizde unutmadığımız yazarların eskisiyle yenisini tartıp bir yere koymak gereğini duyuyorum. Boş kaldıkça da  “Karanlığın Günü”nü sayıyorum.

Yazdır Paylaş
Diğer Rahim Gür Yazıları

GaziSOFT Php Profesyonel Haber Yazılımı
haberler