Milletimizin ve ülkemizin gelişmesindeki en önemli engellerden birisi de önyargılarımızın olmasıdır.
Milletimizin ve ülkemizin gelişmesindeki en önemli engellerden birisi de önyargılarımızın olmasıdır. Önyargıda tıpkı eğitim gibi çocukluk dönemlerinde aile gelenekleri, yetişme şartları ve kültürel inançlardan etkilenilerek oluşan bir yargıdır. Belirli bir dayanağı yoktur. Kişiler ya da olaylarla ilgili yeterli bilgiye sahip olmadan verilmiş olumlu veya olumsuz kararlardır. Adından da anlaşılacağı üzere bir ön-yargıdır veya diğer adıyla peşin hükümdür. Kişinin kendi düşüncelerini ve kararlarını doğru kabul edip, onların esiri olması şeklinde de açıklanabilir. Genelde negatif düşünen bir toplum olmamızdan dolayı, verilen bu kararlarda haliyle negatif olmaktadır.
Her insanda azda olsa bir önyargı vardır. En iyi olanı en az önyargılı olanıdır. Biz, çoğunlukla önyargılarımızla hareket eden bir toplumuz. Çünkü okuma özürlüyüz. Okuyup araştırıp işin aslını öğrenmektense, başkalarının yorumlarını doğru kabul edip, onlara göre hareket etmek daha kolayımıza geliyor.
Mesela anne- baba birini veya bir şeyi sevmiyorsa, çocuk da sevmiyordur. Veya arkadaşınız bir şeyden korkuyorsa sizde korkuyorsunuzdur. Bu ve buna benzer yanlışlar silsilesi kulaktan kulağa duyularak farkına varmadan çevremizde önyargılı bir grubun oluşmasına sebebiyet veriyoruz.
Şayet, önyargılı olan bir yöneticiyse, onlar daha büyük kesimlere hitap edeceğinden, etkileyecekleri kesimde daha büyük olacaktır. Ayrıca, bu tip yöneticilerin kişilikleri değişime, yeniliğe ve gelişmeye kapalı olduğundan hem daha iyiye ulaşma gibi bir şansları olmuyor, hem de çevresindeki yaratıcı, geniş düşünen, özgüvenli kişileri kendileri gibi düşünmeye zorlayarak, ülkenin ve toplumun gelişmesinin önünü tıkamış oluyorlar.
Önyargıların çeşitleri çok fazladır. Ancak, en sık rastlananları ırk, din ve cinsiyet ile ilgili olanlardır. Mesela Amerika Birleşik Devletleri’nde siyahları ikinci sınıf vatandaş görüp, beyazların üstün ırk olarak kabul edilmesi, Yahudilerin kendilerini tüm ırklar içerisinde en üstün ırk olarak görmesi gibi… Veya kişilerin kendi dinlerini üstün görüp, diğerlerini küçümsemesi, tesettürlü bayanları din-i bütün, tesettürlü olmayanların dini inancını kıt olarak değerlendirmesi gibi ırk ve dine dayalı önyargılara sahibiz.
1968’li yıllarda, bıyığı dudaklarının kenarından sarkıyorsa ülkücüdür, bıyıkları ağzının içine giriyorsa solcudur veya genç kuşaktan erkekler saçını uzatıyor, kulağına küpe takıyorsa onun cinsiyetine şüpheli bakma gibi bir önyargıya sahiptik.
Yine ülkemizde her platformda söz konusu karar mercii olunca erkeklerin tercih edilmesi, erkeklerin kadınlardan daha zeki ve akıllı olduğu fikrinin hâkim olması da cinsiyete dayalı bir önyargıdır.
Çoğunluğumuz önyargılarımızın olduğunun, bu önyargılarımızın hayatımızı ve başarılarımızı ne kadar etkilediğinin farkında bile değilizdir. Ta ki dışarıdan birileri tarafından uyarılana kadar.
Yıllar önce yurt dışı görevinden dönerken uçakta yanımda oturan yabancı bana bakarak “ Siz Türksünüz herhalde” dedi. Bende “Evet, nasıl anladınız.” Dedim. “Yemeğin tadına bakmadan tuz attınız. Bunu genelde Türkler yapıyor.” Dedi. Ben o güne kadar farkında değildim. Fakat daha sonra dikkat ettiğimde yemek gelir gelmez daha tadına bakmadan çoğumuzun elinin hemen tuza uzandığını gördüm. Bu da, millet olarak yemeğin tuzsuz olduğuna dair bir önyargıya sahip olduğumuzun göstergesidir.
Örneklerde de görüldüğü gibi ön yargı bakış açınızı sınırlıyor. Sizi dar bir alana hapsederek hayatta sonsuz sayıda ihtimaller olduğunu unutturuyor. Halk arasında söylenen “ At gözlüğü ile bakmak” deyimi bu durumu izah etmek için kullanılmış güzel bir sözdür.
Ne kadar bilgili deneyimli özgüvenli olursanız olun, hayattaki tek doğru sizin bildiğiniz doğrular olmayabilir. En emin olduğunuz konuda bile eksikleriniz, yanlışlarınız olabilir. Esnek olup olaylara geniş çerçevede bakmak en doğru olandır.
Filozof Sokrates ne kadar doğru söylemiş “ Bildiğim tek şey, bilmediğimi bilmek” derken.