Korku filmi izleyicilerinin yabancı olmadığı;düşünme melekesi elinden alınmış, fikirsizce bir hedefe yönlendirilmiş varlıklar sürüsüdür,
Korku filmi izleyicilerinin yabancı olmadığı;düşünme melekesi elinden alınmış, fikirsizce bir hedefe yönlendirilmiş varlıklar sürüsüdür, zombi. Korkarak izlenen filmlerde yok edilmek istenen ve filmin kötü karakterleridir,zombiler.Bütün film kahramanları önce zombileri yok etmek için uğraşırlar.Ancak zombiler çoğaldıkça bu işin mümkün olmadığı görülür ve zombileşmenin kaynağı ve ya müsebbipleri aranmaya başlanır.Zombileşme nedeni ortadan kaldırılmadan ya da kaynak kurutulmadan zombilerden kurtulmak imkansızdır.Filmin kahramanları, sivrisineği öldürmek yerine bataklığı kurutmaya karar verirler. Filmin mutlu sonla neticelenmesi için yapılacak olan da budur.
Zombileşmek her ne kadar korku filmi konusu gibi görünse de; toplumlar için en büyük tehlikedir. Kültürel hafızasını kaybetmiş ve düşünmek yerine yönlendirilen toplumlar bir anlamda zombileşmiş toplumlardır. Bu tip toplumlarda geçmişe ait kültürel dokuyu benimseyerek özümseme yerine, geçmişi küçümseme ve geçmişle bağları koparmaya dönük düşünce yapısı hakimdir. Bütün bağlar koptuğu için de sudan çıkmış balık misali boşluk içerisinde çaresizce çırpınıp dururlar. Zaten geçmişiyle bağlarını koparanların da geleceğe ait değer üretmeleri mümkün değildir.
Modern sosyoloji, diğer modern bilim dalları gibi toplumları yönetmenin ve yönlendirmenin tekniklerini keşfetti. Varılan ilk sonuç; toplumları yönetmek için,
kültürel hafızanın yok edilmesi gerektiği idi. Bunu yapabilmek içinse toplumun tamamının gönüllü iletişim kurmaya yönlendirilmesi gerektiğiydi. Modernitenin bütün değer yargıları kullanılarak ,insanlar teknolojik cihazları kullanmak zorunda bırakıldı ve evler teknolojik cihaz çöplüğüne dönüştürüldü.Önemli olan, evlerin en ücra köşelerine kadar girerek,en mahram duygulara kadar hitap edebilmekti. Teknoloji bağımlılığı başladıktan sonraki varılacak ilk nokta insanların birbirleriyle iletişimini azaltacak etkinlik üretmekti. Maalesef teknolojik bağımlılığa yakalanan (tv,internet, vb.) insanları tedavi etmek için; kutsanarak yüceltilen tıp,henüz bir ilaç üretemedi(!).Çeşitli dizilerle toplumu diri ve uyanık tutan manevi dinamikler bir bir yıpratıldı. Sağlam aile yapımız, saygı ve sevgi kültürümüz, inanç değerlerine bağlılığımız modern yaşam tarzını engelleyici birer unsur olarak gösterilerek sürekli hedef haline getirildi. Milli ve manevi değerlerin gericilik olarak lanse edildiği, değerlerimizi yaşam tarzıyla model oluşturarak insanlara anlatması gereken imamların; menfaatçi, ensesi kalın ve göbekli,toplumda sünepe tipler olarak gösterildiği filmleri toplumumuza çok izlettirdiler. Büyüklerin saygı gördüğü,küçüklerin sevildiği kolektif ve büyük aile yapısının yerine; bireysel takınılan, her bir ferdin kendi problemleri altında ezildiği, aile reisi babanın köpek rolüne indirilerek,anne ve çocukların elinde oyuncak haline getirildiği çekirdek aile modeli özendirilmeye başladı. Bunca ekonomik krize rağmen kaos yaşanmamasının nedenini sosyal bilimciler, sağlam aile yapımıza bağlamaktadırlar. Onun için de aile yapımızın ile milli ve manevi değerlerimizin hedef alınması tesadüf ve bilinçsizce yapılan bir çalışma değildir.
“Ellerinde İncil geldiler.Gittiklerinde bizi açlığa mahkum edecek kadar her şeyimiz götürdüler.Sadece İncilleri kaldı.” Afrikalı bir düşünürün ifadesi yeryüzündeki kimliksizleştirmenin bedelini çok güzel ifade etmektedir. Bugün, 20 metre derinlikten su çıkabilen, denize yüzlerce kilometre sahili olmasına rağmen açlık çeken Afrika kıtasındaki dramı neyle izah edebiliriz? Balık tutmayı bilen,toprağı suyla buluşturan, kendi kendine yetebilen Afrika insanını açlığa mahkum eden anlayışı ,tarihsel ve kültürel kopuşta aramak gerekir.
Kendi benliğini kaybeden milletlerin ,başkalarının kölesi olacağını hiç aklımızdan çıkarmadan; Sömürülmemek için zombilişmeye karşı durmak zorundayız.