Şehitlerimizin arka arkaya geldiği bugünlerde hassasiyetin fazla olması sebebiyle, tahrik unsuru içeren sözlerden özellikle kaçınmamız gerekirken, kendilerini Kürt kardeşlerimizin
Şehitlerimizin arka arkaya geldiği bugünlerde hassasiyetin fazla olması sebebiyle, tahrik unsuru içeren sözlerden özellikle kaçınmamız gerekirken, kendilerini Kürt kardeşlerimizin temsilcisi gören bağımsız vekiller özerklik ilan ederek kendi kendilerine gelin güvey olmuş, tansiyonu iyice yükseltmişlerdir. Türk Kürt ayırımı yapmadan öldüren PKK’nın, siyasi temsilcisi olan bağımsızların bu kararını acaba Kürt kardeşlerimiz destekler mi? Şahsen ben, bir avuç kandırılmış insanın dışında kimsenin onaylamayacağı kanaatindeyim. Birbirlerine et kemik gibi yapışmış, kız alıp kız vermiş bu insanların Kürt-Türk diye birbirlerinden ayrılacaklarını hiç sanmıyorum.
Geçenlerde haberlerde teröristleri protesto eden grubun içinden yaşlı bir teyze. “Benim bir tarafım Arap, bir tarafım Kürt, diğer yanımda Türk. Nasıl ayırırsınız bizi? Biz böyle mutluyuz. Bizi rahat bırakın” diye feryatlar ediyordu. Acaba bu sese kulak verebildiniz mi?
Yıllarca komşuluk yapıp, birlikte ağlayıp birlikte güldüğümüz Kürt komşularımı hatırladım bir an için. Aksaray Lisesi’nden mezun olup Ankara’ya geldikten sonra uzun bir süre görüşemedik. Fakat hep bilinçaltımda bir yerlerdeydiler. Ne zaman bir cenaze töreni olsa Kürtçe ağıtları, ne zaman bir düğün töreni olsa zılgıtlarını ve halaylarını hatırlarım. Dini bayramlarımızda ellerinde naylon poşetlerle şeker toplayan çocuklara şeker ikramı yapılırken, Kürt komşularım avuç avuç kırık leblebi verirlerdi. Ve ben o leblebiyi almak için bayramın ilk günü onları ziyaret ederdim. Çocuktum fakat beni büyük adam gibi karşılar, sohbet eder, şakalaşırlardı. Çok yemeklerini yedim. Toprak küple tandırda pişirdikleri kuru fasulye yemeğinin, tuzlayıp kilerin tavanına asarak kuruttukları kurban etinin tadı hala damağımdadır.
Geçmişe ve yaşanmışlıklara olan özlemin artmasıyla bir bayram günü Aksaray Kabristanı’nı ziyaretimden sonra Kürt komşularıma da uğramak, geçmişi yâd etmek istedim. İlk karşılaşmamız çok hüzünlü olmuş, birbirimize sarılıp mutluluktan ağlamıştık. “Bizi hacca götürsen bu kadar mutlu edemezdin.” dediler. Bu söz tam anlamıyla tüm yaşanmışlıkların bir özetiydi. Geçmişteki günlerimiz bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Daha sonraki yıllarda Aksaray’a her gidişimde sohbetlerinden huzur bulduğum Kürt komşularımıza mutlaka uğrar, hallerini hatırlarını sorar oldum. Çünkü onlar benim geçmişimin bir parçasıdır. Acı tatlı birçok anılarımız olmuştur.
Hal böyleyken, bir taraftan küresel sermayenin yerli işbirlikçileri ve bazı vekillerimiz, diğer taraftan AB ve ABD örnek olarak İspanya ve İrlanda’yı göstererek, elbirliğiyle bağımsız vekillerin özerklik ilanını haklı bir talep gibi gösterme çabası içindeler. Daha da ileri giderek ülkemizden bir grup parlamenter ve aydını yerinde inceleme yapmak üzere davet ediyorlar. Bizimkilerde davete anında icabet ederek yollara çoktan koyuldular bile. Onların emellerine bile bile alet olup, ekmeklerine yağ sürmektedirler.
Büyük önderimiz Atatürk’ün “Hiçbir bağımsız millet yoktur ki, yabancıların plan ve projelerine, örneklerine göre hareket etsin!” sözünü hatırlatmakta fayda görüyorum.
Avrupa’daki ülkeler menfaatleri icabı, AB diye bir birlik oluşturup, onun çatısı altında toplanarak güçlerini artırırken, Yugoslavya, Irak, Sudan ve ülkemiz gibi ülkeleri de bölerek küçültüp sömürme peşindeler. Tarihimize şöyle bir dönüp baktığımızda, küresel sermayenin niyetinin bugüne kadar hiç değişmediğini, planlarından hiçbir zaman vazgeçmediklerini görüyoruz.
Birlik ve beraberliğe daha çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde, siyasetçisiyle, yazarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla, yazılı ve görsel medyasıyla, toplum üzerinde etkili olan tüm kesimlerin sorumluluk duygusu içerisinde hareket edip sarf edeceği sözleri bir kere değil bin kere düşünüp söylemesi gerekir. Atalarımız “ bin düşün bir konuş” demişler. Son yıllarda güven bunalımı yaşayan toplum, geleceğe dair ümitlerini kaybetmiş, huzursuz ve tedirgin. Bilerek veya bilmeyerek sarf edilen bir söz toplumda onarılmaz yaraların açılmasına sebep olabilir.
Dolayısıyla toplum üzerinde büyük etkisi olan bu kesime bugünlerde daha çok iş düşmektedir. Aksi takdirde laflarının sonunun nereye varacağını düşünmeden aklına geldiği gibi konuşmak, hassas bir dönemden geçen toplumu infiale kadar sürükleyebilir.