Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımız hayattaki en değerli varlıklarımızdır. Toplumların güç potansiyelidir, harekettir, berekettir.
Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımız hayattaki en değerli varlıklarımızdır. Toplumların güç potansiyelidir, harekettir, berekettir. Özellikle ülkemiz gibi genç nüfusunun çoğunlukta olduğu toplumlarda bu konu çok daha önemlidir.
Bu önemli varlığımız olan çocukları büyütmek, okutmak, eğitmek ve topluma faydalı bir birey haline getirmek de anne babanın en önemli, önemli olduğu kadarda en zor görevlerinden biridir. Zordur diyorum çünkü anneliğin babalığın bir okulu yoktur.
Bu yüzden genç anne ve babalar çocuklarını kendi düşüncelerine ve ailede gördükleri yöntemlere göre yetiştirmek zorunda kalıyorlar.. Genlerden gelen özelliklerin dışında, kalabalık ailelerin artık çekirdek aileye dönüşmesi, teknolojinin hızla ilerlemesiyle ülkemizin hazırlıksız yakalandığı bilişim çağının gençler üzerinde bırakmış olduğu olumsuz etkilerden dolayı, çocuklarımız sosyal bağlarından kopuk asosyal bir yapıya doğru ilerleyerek yalnızlaşmıştır. Bundan dolayı aileler günümüz şartlarında çocuklarını eğitmekte bir hayli sıkıntılar yaşamaktadır.
Büyük şehirlerde olanlar ise bu sıkıntıların iki katını birden yaşıyorlar. Çünkü küçük yerlerde herkesin birbirini tanıyor olmasından dolayı oluşan toplum baskısı, nispeten çocuğu kontrol altına alabiliyor. Büyük şehirlerde ise çocuklar ailenin kontrolünden ziyade, çevre faktörlerinin daha etken olduğu şartlarda büyümektedir. Dolayısıyla büyük şehirlerde yaşayan anne babaların işi, küçük şehirlerdekilere göre çok daha zor. Şayet anne de çalışma hayatının içerisinde ise ve çocuk çekirdek bir aileye sahipse bu zorluk daha da artmaktadır. Eskiden anneler genelde evin dışında çalışmıyorlardı. Annenin evde olması ve çocuğun kalabalık aile içinde yeterli şefkat ve sevgiyi alarak büyümesi, o çocuğun manevi bir boşluğa düşmeden ruhen daha sağlıklı olmasını sağlıyordu. Ruhen tatmin olan bir çocuk manevi boşluğa düşmez ve bir arayış içerisine de girmezdi.
Büyük kentlerimizdeki aileler, aile içi iletişimi sağlamanın yerine, ya aşırı koruyucu, kollayıcı ya da baskıcı bir metotla çocuklarını koruma yolunu tercih ediyorlar ki, bu metot çocuklarda bazen özgüven eksikliğine neden olabiliyor. Ve farkına varmadan aileye bağımlı bir gençlik yetiştirilmiş oluyor. Bazen de ters tepiyor, asi bir gençlik yetişiyor. Maalesef bu tip ailelerin çocukları evlerinde arayıp da bulamadıklarını arkadaşlarında veya yakın çevrelerinde bulmaya çalışıyorlar. Şayet iyi bir arkadaş grubuna dahil olursa, iyi yönde gelişiyor, kötü alışkanlıkları olan bir grubun içerisinde olurlarsa da kötü alışkanlıklar edinebiliyor.
Çocukların dışarıda bir arayış içerisine girmemesi, ancak ailelerin dengeli hareket edip, hareket ve davranışlarıyla onlara örnek olmalarına, aile içi iletişimin doğru kurulmasına ve onları bir çocuk olarak değil de bir birey olarak görüp, o şekilde yaklaşmasına bağlıdır. Buna ek olarak, çocuklarımızın öğretimin yanı sıra herhangi bir spor veya sanat faaliyetleri ile ilgilenmesi, çocuklarımıza bir sosyallik kazandırdığı gibi iyi alışkanlıklar edinmesine de büyük katkı sağlayacaktır.
Anne ve babalar için çocuklar yaşamın en önemli bölümünü oluşturur.
ATATÜRK “Çocuklar geleceğimizin güvencesi yaşama sevincimizdir, bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir.”Der.