Emniyette Şube Müdürlerinin Yeri Değişti.
 İl Genel Meclis Başkanı Av. Özkan Doyğun’a Onur Ödülü
21 Mayıs Dünya Süt Günü Kutlanıyor
Nurgözde Sıla Özlemi Şenliği
Bu yazı 16 Haziran 2011, Persembe 14:29:39 tarihinde eklendi. 935 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Sessiz Felaket - Ayten Tuncer Kamacı

Tüm dünya ülkelerini etkileyen ve sessiz felaket olarak adlandırılan ÇÖLLEŞME’ye karşı tedbir almak üzere, Birleşmiş Milletler harekete geçerek,
Sessiz Felaket

Yarın 17 Haziran… Dünya Çölleşme ile Mücadele Günü…

Tüm dünya ülkelerini etkileyen ve sessiz felaket olarak adlandırılan ÇÖLLEŞME’ye karşı tedbir almak üzere, Birleşmiş Milletler harekete geçerek, “Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi” hazırlanması için, Hükümetler arası Müzakere Komitesi oluşturmuştur. Bu komitenin hazırlamış olduğu sözleşmenin 17 Haziran 1994 yılında kabul edilmesiyle, her yıl 17 Haziran, “Dünya Çölleşme ile Mücadele Günü” olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.

Çölleşme, iklim değişmeleri ve insan aktiviteleri neticesinde arazinin bozulmasıdır. Bozulan arazi toprağında verimlilik azalır, zamanla yok olur. Bu felaketin oluşmasında da yine en önemli etken her konuda olduğu gibi insandır. Çünkü insanoğlu; daha yüksek verim elde edebilmek için arazi kullanımında ve tarım uygulamalarında yanlışlar yapmakta, meraların aşırı otlatmasıyla mera alanları erozyona açık hale getirilmekte, sürekli olarak ormanlar tahrip edilmekte, yanlış sulama sonucu tarım arazileri tuzlanmaktadır. Sonuç itibariyle çölleşmeye varan sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Topraklarımızın özelliklerinin bozulmalarıyla ilgili elimizde bilimsel bir veri bulunmamaktadır. Ancak, tarım alanlarımızdaki çoraklaşma, ormanlık ve mera alanlarımızdaki tür çeşitliliğinin ve doğal yapının bozulması, verimli tarım toprakları üzerinde ki betonlaşma, erozyon ve toprak kaybının önemli boyutlara varması, ülkemizin çölleşme riski yüksek olan bir kara parçası durumunda olduğunu ortaya koyan gerçeklerdir. Ayrıca, hızlı nüfus artışı ve endüstrileşme doğal kaynaklar üzerinde büyük baskı oluşmasına yol açmıştır.

Ülkemizde daha önceden çevre düzenlemesi çalışması yapılmadığından, Söz konusu nüfus baskısı, plansız kentleşme ve endüstrileşmeye yol açarak birçok verimli tarım alanının ve doğal ortamın geri dönülmez biçimde yok olmasına neden olmuştur. Şayet zamanında çevre düzenlemesi yapılabilseydi en azından sanayi tesisinin nereye kurulacağı, ormanın nereye yapılacağı baştan planlanmış olurdu. Dolayısıyla sanayi tesisi verimli tarım arazileri yerine yamaçlara kurulurdu.

Çölleşmenin diğer önemli nedenlerinden biriside iklim değişikliğidir. İnsanlar, daha rahat yaşamak için bacalarından ve arabalarının egzozundan sera gazlarını atmosfere atmışlardır. İnsan faaliyetleri sonucu atmosfere atılan sera gazlarının yeryüzünü ısıtmaya başlaması ve yeryüzündeki dengenin bozulması nedeniyle yeryüzünde ciddi değişiklikler olmaya başlamıştır. Ve bugün yeryüzü ciddi ısınma tehdidi altındadır.

Bu etkilerin belli başlılarından birini bugünlerde ülkemizde görüyoruz. Özellikle "sıcak hava dalgası" dediğimiz hava Türkiye'yi kasıp kavuruyor. Ve bu tip ani değişiklikler, yeryüzünde artarak devam edecek, sıcaklık ve yağışlarda artışlar olacaktır.

Yapılan araştırmalara göre, şayet sıcaklık bu hızla devam ederse, deniz seviyesinin 2020'li yıllara kadar 50 santimetre yükseleceği, 2050'li yıllara kadar ise 1,5 metre yükseleceği tahmin edilmektedir. Buda, su seviyesinin yükselmesinden dolayı sahil kentlerimizin sular altında kalacağı, kurak olan bölgelerimizde de iklimin daha kurak olacağı ve bu kuraklıktan dolayı kavrulacağı anlamına gelmektedir.

Ülkemiz içinde bulunduğu coğrafi konum, iklim, topografya ve toprak şartları itibariyle, Çölleşme ve kuraklığa karşı zaten hassas bir konumdadır. Dünya Çölleşme Tehlikesi Haritasında, Orta Anadolu Bölgemiz başta olmak üzere ülkemizin önemli bir bölümü “ çölleşmeye çok fazla ve fazla hassas” olarak belirtilmektedir.

Ayrıca, IPPC'sinin (Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol) raporuna göre Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu ve Akdeniz Bölgesi 2050 yılına kadar ciddi kuraklık etkisiyle karşı karşıya kalacaktır.

Buda gösteriyor ki, doğadaki mevcut dengeyi bozacak yanlış işler yapıldığı zaman doğa mutlaka insanoğlundan bunun intikamını alacaktır. Çölleşmeyle tarımsal topraklar, bitkiler, ormanlar yok oluyor, dünyanın dengesi bozuluyor.

Çölleşmeye "Dur!" demenin yolu küresel ısınmaya sebep olan sera gazı salınımlarının mutlak surette durdurulması gerekiyor. Küresel ısınma demek, kuraklığın artması ve beraberinde çölleşmenin artması demektir.

Türkiye'de çalışan nüfusun yüzde 45'inin tarım sektöründe olduğunu,''1 santimetre karelik toprağın oluşumu için 600 yıla yakın bir zamanın geçmesi gerektiği göz önüne alınacak olursa, topraklarımızın ülkemiz için ne denli önemli olduğunu daha iyi anlamış oluruz.

Çölleşme ve kuraklık ile mücadelede en etkili yolun ağaçlandırma, mera ıslahı, bozulmuş orman alanlarının iyileştirilmesi ve doğru tarım uygulamaları olduğu, istenilen sonuçların alınabilmesi için arazi kabiliyet sınıflarının bir an önce belirlenmesi ve belirlenen sınıflara göre arazilerin kullanımının sağlanması gerekmektedir.
Bunun için, yerel yönetimlere de büyük görevler düşmektedir. Bu görevlerin başında plansız ve dengesiz şehirleşmeye, tarım arazilerinin yerleşim yerlerine açılmamasına, kıyı alanlarının tahripkâr kullanımına, hassas alanlar ile çevre kirliliğine duyarlı alanların korunmasına özen gösterilmelidir. Sorun ancak bu tür tedbirlerle önlenebilecektir. Aksi takdirde, tüm dünya ülkeleri ciddi bir felaketle karşı karşıya kalacaktır.

Yazdır Paylaş
Diğer Ayten Tuncer Kamacı Yazıları

GaziSOFT Php Profesyonel Haber Yazılımı
haberler