Çevre, insanların ve diğer canlı türlerinin ilişkilerini sürdürdükleri yere denilmektedir.
Çevre, insanların ve diğer canlı türlerinin ilişkilerini sürdürdükleri yere denilmektedir. Doğa’da, çevreyi oluşturan unsurlardan hava, su ve toprak gibi fiziksel unsurlar ile insan, hayvan ve bitki gibi biyolojik unsurların karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik arz eden bir denge vardır. Bu doğal denge uygarlığın gelişmesi, endüstrileşmenin artması ve insanoğlunun yapmış olduğu hatalardan dolayı zaman içinde bozularak çevre kirlenmesine sebep olmuş ve insan sağlığını tehdit eder hale gelmiştir. Maalesef, bugün pek çok büyük kentlerimiz, hava kirliliği, gürültü kirliliği, toprak kirliliği ve su kirliliği gibi çevre sorunları ile karşı karşıyadır.
Çevre sorunlarına sebep olan birçok faktör vardır. Ancak, dikkatleri en önemlilerinden birkaç tanesine çekmek istiyorum.
Endüstrileşmenin gelişmesiyle köylerden büyük kentlere plansız bir şekilde yapılan göç, çevre sorunlarını yaratan önemli sebeplerden birisidir. Nüfusun artmasıyla kalabalıklaşan kentlerimizde, araç sayısının artması ve yakıtların gereği gibi yakılmaması hava kirliliğine sebep olmaktadır.
Teknolojinin gelişmesine bağlı olarak ortaya çıkmış olan gürültü kirliliği ise, insanların işitme sağlığını ve algılamasını olumsuz yönde etkilemesine, fizyolojik ve psikolojik dengelerini bozmasına rağmen, ülkemizde az bilinen günümüzün önemli çevre sorunlarından birisi olmuştur.
Çiftçilerimizin tarlada ilaç ve gübreleri bilinçsizce kullanmaları da çevre sorunlarını yaratan önemli sebeplerden birisidir. İlaç ve gübrelerin bilinçsiz kullanımı, toprak kirliliğine sebep olmaktadır. Bu durum tarım toprağını elverişsiz duruma getirmekte, toprağın verimini azaltmakta ve bitki hastalıklarının artmasına sebep olmaktadır.
Bugün, kirletilmiş sularla sulanan tarım arazilerinde yetişen sebze ve meyveler ile kirli sularda yaşayan balık ve öteki deniz ürünleri tüketimi, insan sağlığını direk olarak etkilemektedir.
Bütün bu olumsuz durumlar karşısında insanoğlu, kendisi için büyük tehlike oluşturan çevre kirlenmesiyle ilgili tedbirleri almak zorunda kalmış, toplumda çevre bilincini geliştirmek için önemli adımlar atmıştır. Çünkü İnsan sağlığı konusunda teknoloji ve tıp ne kadar gelişirse gelişsin, ne kadar önleyici tedbirler alınırsa alınsın insanlarımızda çevre bilinci oluşmadığı takdirde bütün bu alınan tedbirler yetersiz kalacaktır.
Çünkü, çevre bilincine sahip bir fabrika yöneticisi öncelikle, fabrikanın katı ve sıvı atıklarında bulunan zararlı ağır metallerin insan sağlığını olumsuz yönde etkileyeceğini bilir, tarım topraklarının kirlenmemesi için, bu atıkların verimli tarım arazilerine boşaltılmasına engel olur.
Çevre bilincine sahip yerel yöneticiler, kanalizasyon sularında bulunan insan sağlığına zararlı mikroorganizmaların tarım alanlarına, akarsu ve göllere boşaltılmasını engeller, su kirliliğine sebebiyet vermez.
Çevre bilincine sahip kamudaki üst yöneticiler, bu işin halkla bütünleşmeden sadece kanun ve yönetmeliklerle çözülemeyeceğini bilir, halkı bu işin içine dahil etmek suretiyle gereken tedbirleri alırlar.
Çevre kirlenmesi tüm insanlığın günlük yaşayışını etkileyen bir olay olduğundan, doğal çevrenin kirlenmesi de bütün ülkelerin ortak sorunudur.
Bundan dolayı dır ki doğal çevrenin korunması amacı ile 1972 yılında Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı toplanmıştır. Çevre sorunlarının ele alındığı bu toplantıda çevre kirlenmesine karşı üye ülkeler ortak çözüm yolları aramışlardır. Ve bu toplantının sonucunda 5 Haziran gününün Dünya Çevre Günü olması kararlaştırılmıştır.
Ülkemizde de bu amaçla 1978 yılında önce Türkiye Çevre Sorunları Vakfı, daha sonra Çevre Müsteşarlığı, Çevre Bakanlığı ve son olarak Çevre ve Orman Bakanlığı şeklinde bir oluşum sağlanarak yönetim bazında çevrenin korunması için gerekli destek sağlanmıştır. Ancak toplum bazında henüz istenilen desteğe ulaşılamamıştır.
Sırasıyla, önce çevreyi en çok kirleten gelişmiş ülkeler olmak üzere, tüm ülke lider ve yöneticilerinin, sanayici ve işverenlerin, bilim ve eğitim çevrelerinin ve sivil toplum kuruluşlarının insanoğlunun geleceğini ilgilendiren bu önemli konuda, hassasiyet ve samimiyetle çaba sarf etmeleri gerekmektedir.
Çevre bizim çevremizdir. Biz doğayı korudukça doğa da bizleri koruyacaktır. Havanın, suyun ve toprağın kirlenmesi demek, insan sağlığının bozulması demektir. Kısaca çevre sorunları, sağlığımızla yakından ilgili bir konudur.
Çevre sorunlarını ne çıkarılan kanunlarla nede yönetmeliklerle önleyebiliriz. Doğal çevrenin güzelliklerini korumak hepimizin görevidir. Soluduğumuz havanın, içtiğimiz ve kullandığımız suların, bulunduğumuz yerin temiz olmasını istiyorsak, kısacası sağlıklı yaşamak istiyorsak doğal çevremizi elbirliğiyle korumak zorundayız.