Yalnızlığa tahammül edemeyen insanoğlunun bir arada yaşamasının en temel nedenlerinden biri de iletişim ihtiyacıdır.İletişim kurmayan veya kuramayanların,
Yalnızlığa tahammül edemeyen insanoğlunun bir arada yaşamasının en temel nedenlerinden biri de iletişim ihtiyacıdır.İletişim kurmayan veya kuramayanların, ruhsal hastalıklara duçar olduğu açıktır.Suç işleyen veya suç işlemeye meyilli olanların,genellikle iletişim becerisi zayıf kimselerden oldukları tespit edilmiştir.
İletişimin, ateşle,güvercinle,atlı postacılarla başlayan ilerleyişi baş döndürücü bir hızla devam etmektedir. Ancak bütün bu gelişmeler insanların iletişimlerini güçlendirmeye yetti mi? Yoksa iletişim araçları hızla gelişirken bizler yalnızlaştık mı?
İletişim araçları geliştikçe, kendi yüreğimizin,vicdanımızın sesini duyamaz olduk. Dünyanın en uzak noktasından haberdar olurken; İçimizde kopan fırtınadan, yalnızlaşan eşimizden, savrulan çocuklarımızdan,yabancılaşan arkadaşlarımızdan,uzaklaşan ve unutulan yakınlarımızdan,kaybolan dostluklardan,kirlenen çevreden,yıkılan ve anlamsızlaşan yaşamdan habersiz yaşamaya başladık.Bütün iletişim araçlarına sahip,lakin kendisiyle bile iletişim kuramayan varlıklar haline geldik.Yapılan araştırmalara göre konuşmacılar bir birilerini sadece bir dakika dinliyorlarmış.Daha sonraki süreçte ise karşısındakine cevap hazırlamakla meşgul olunuyormuş.Ne garip değil mi?Birbirlerini sadece bir dakika dinleyebilen insanların yaşadığı bir çağda yaşamak.
Bilgisayar,televizyon ekranına baktığımızdan daha çok ;arkadaşımızın, eşimizin, çocuklarımızın, dostlarımızın, anne ve babamızın gözlerinin içine bakarak konuşabiliyor muyuz?
Kumandaya,klavyeye ve cep telefonumuzun tuşlarına dokunduğumuzdan daha çok çocuklarımızın saçlarını dokunuyor muyuz?
Dizilerdeki,haberlerdeki insanların dertleriyle ilgilendiğimiz kadar, komşumuzun, dostlarımızın,arkadaşlarımızın dertlerinden de haberdar mıyız?
Hangi mevsimde ıslanarak, rahmetle temasa geçtiniz?Yoksa kar yağışı sizin için de mi “beyaz kabus!” ,yağmur yağışı“yağmur felaketi! ” ne dönüştü?
Ayak yalın yürüyerek toprakla iletişime en son ne zaman geçtiniz? Yoksa insanlığın bütün kirlerini örten toprak,sizin için iğrenilecek bir toza mı dönüştü?
Karanlık bir gecede gökyüzünün sönmeyen yıldızlarıyla en son ne zaman yalnızlığınızı paylaşarak,söyleştiniz? Yoksa şehrin aldatıcı ışıkları size yıldızları da mı unutturdu?
Okunsun,anlaşılsın ve yaşansın diye gönderilen Hayat Kitabımızla en son ne zaman yüzleşip,dertleştiniz? Yoksa, Kitabın bütün hükümleri ayaklar altında çiğnenirken,O’nu odamızın en yükseğine asarak saygı duyulacağını zannedenlerden misiniz?
Yerlerin ve göklerin sahibi Yüce Rabbimize kesintisiz iletişim kurarak dua etmeye devam ediyor musunuz? Çünkü, dua Rable kurulan kesintisiz iletişimdir. Meşgul sesi ve kapsam alanı sıkıntısı yoktur. Bu iletişim,yüreğinizin açık olduğu her yerde ulaşıma sahiptir. Yoksa, O’nu bayramdan bayrama hatırlayarak,bir anlamda unutarak ,unutulanlardan mı oldunuz?
Sokakta gözü yaşlı bir çocuğun göz yaşlarının rengini en son ne zaman sevince dönüştürdünüz? Yoksa, kazancımızda fakirleri unutup, Karunlaşanlardan mı olduk?
Biliyorum sorularla da uzun süredir yüzleşmiyoruz. Sorulardan da kaçıyoruz. Çünkü sorulara vereceğimiz her cevap bizi insanlığımıza biraz daha yaklaştıracak ve kaybettiğimiz gerçek mutluluğa ulaştıracaktır. Sormak, sorgulamak ve sorgulanmaktan korkmayanlar hakikati yakalayanlardır.