Emniyette Şube Müdürlerinin Yeri Değişti.
 İl Genel Meclis Başkanı Av. Özkan Doyğun’a Onur Ödülü
21 Mayıs Dünya Süt Günü Kutlanıyor
Nurgözde Sıla Özlemi Şenliği
Bu yazı 25 Nisan 2011, Pazartesi 09:17:39 tarihinde eklendi. 1591 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Aşkı Sanata Dönüştürmek - Yunus Yağmur

Bunca teknolojik gelişmeye rağmen hâlâ neden bir Selimiye ustalığını,Süleymaniye ihtişamını, Mihri mah Sultan estetiğini,Topkapı sadeliğinde sarayı,Sultan Ahmet mühendisliğini yansıtacak eserler meydana getiremediğiz kafamızda bir soru işareti oluşturur.
Aşkı Sanata Dönüştürmek

          Bunca teknolojik gelişmeye rağmen hâlâ neden bir Selimiye ustalığını,Süleymaniye  ihtişamını, Mihri mah Sultan estetiğini,Topkapı sadeliğinde sarayı,Sultan Ahmet mühendisliğini yansıtacak eserler meydana getiremediğiz kafamızda bir soru işareti oluşturur.Hangi medeniyete bakarsanız bakın muhteşem denebilecek bütün eserlerin ruhunda aşk vardır.Mecnun’u,Leyla’nın uğruna çöllere düşüren; Ferhat’a Şirin’in için dağları deldiren;Mevlana’ya ,Şems’in uğruna yemeden içmeden uzaklaştıran; Yunus’a hep doğru odun taşıtan işte anlamlandırılmış bu aşktır. Bugün hayranlıkla baktığımız köprülerde, camilerde, hanlarda, kervansaraylarda , kiliselerde, bahçelerde,edebi eserlerde bu aşkın izlerini görmek mümkün. Süleymaniye Camiini   devletin gücünü yansıtacak ihtişamda inşa ettiren,;Mihrimah Sultan Camiini sevda ilanına dönüştüren;delikli kamışı Ney’e dönüştüren üflemedeki ruhu ve  aşkı anlamak zorundayız.

          Aşkı sanata; sanatı estetiğe ; estetiği esere;eseri destana dönüştüren ruhu kavramadan ölümsüz ürünler verilemeyeceğini bilmeliyiz. Aşklarını cinselliğe mahkum etmeyenlerin, sevdalarını sanatsallaştırdıklarını görebiliriz.Kimi zaman bir ressamın fırça darbelerinde; mimarın muhteşem yapıtlarında; yazarın kaleminden dökülen mürekkebin  kağıtla buluşmasında; şairin dudaklarından dökülen kelimelerinde; sufinin boyun büküşünde ; semazenin el açıp dönüşünde; gülün taklit edilemez güzelliğiyle bütünleşmiş bülbül sesinde, aşkını yürükleştirenlerin destanlaşmasına şahitlik ederiz. Taşı aşkla yontarsanız, eser ;kamışa aşla üflerseniz, Ney sesi ; tuvali aşla süslerseniz, resim ; kelimeleri yüreğinizin sızısıyla buluşturursanız, şiir oluşur.

            Aşkı sanata dönüştürmek kadar, sanattaki aşkı okuyabilmek de önemlidir.Sanattaki aşkı okuyamayan için; muhteşem tarih,magazine;mabetler,taş yığınına; şiirler,kelime dizelerine; tuvaldeki resim, çerçeveye;hayat hiçliğe dönüşür.
           Aşkını sanata,sanatı estetiğe dönüştüren  Mimar Sinan’ın aşkını ,aşkla yazan  Y.Bahadıroğlu’nun kaleminden bir eserin aşkla yazılışına ve okunuşuna şahitlik edelim:

“ ….50 yaşında olan Koca Sinan (Mihrimah Sultan ise henüz 17 yaşındadır ve evlendirilmek üzeredir), sevdiği kıza kavuşamamıştır, ama o aşkın derin ve etkileyici ilhamıyla, insanı kendine âşık eden nice mâbed inşaa etmiştir.“Ve minel aşk!” Sinan’ın aşkı sonsuz olduğu kadar sonuçsuz, imkânsız olduğu kadar ihtiyarsızdır:…..1548’de Üsküdar’da yaptığı Mihrimah Sultan Camii’ne, mimarlık tarihinde ilk kez “kadınsı” bir hava vererek, Mihrimah Sultan’a benzetmiştir: Caminin silüeti bu yüzden etek giymiş bir kadını (tabii o kadın Mihrimah Sultan’dır) andırır.Buna rağmen Sinan’ın hâlâ söyleyecekleri vardır: Son sözünü yine Mihrimah Sultan adına Edirnekapı’da yüksek bir tepenin üstüne diktiği camide söyler...
            Cami için seçtiği yer, o zamanın İstanbul’unda son derece ıssız bir tepedir. Sinan, caminin yalnızlığında, yaşlandıkça büyüyen yalnızlığını anlatmak ister gibidir.Cami kapsama alanı olarak küçüktür (sadece 38 metre). Mihrimah Sultan da öyle değil midir?
           Cami küçüktür, ama Sultan’ın sade ve asil güzelliğini yansıtacak kadar da estetiktir. Tek kubbesinin üzerindeki 161 pencere (o tarihe kadar bu açıklıkta ve bu kalınlıkta bir kubbeye 161 pencere koymayı hiçbir mimar başaramamıştır) sevdiği kızın iç dünyasının aynasıdır: Berrak, ferah, temiz ve aydınlık...
             Günün her saatinde pencerelerden giren huzmeler caminin ortasında buluşup sarmaş dolaş olurlar. Güneşin durumuna güre yansıyan huzmelerin kıyamdan rükûa, rükûdan secdeye varışları enfes bir görüntü oluşturur. Işık huzmelerinin namazı, aynı zamanda camiye “kadınsı” bir eda katar.
                Rivayete göre, cami içindeki pandatiflerde ve minare kenarlarındaki uzun işlemelerde de Mihrimah Sultan’ın ayak topuklarına kadar uzanan saçları tasvir edilmiştir.
Yine rivayete göre, saltanat ailesinden gelmesi sebebiyle, Mihrimah Sultan Camii’ni çift minareli yapabilecekken, tek minareli yapması, 17 yaşında Rüstem Paşa  ile evlendirilen kızın yalnızlığını simgeler. Bu aynı zamanda mimarın da yalnızlığıdır.
          Aşk insana neler de ilham ediyor! Yine de bu caminin en belirgin özelliği, bulunduğu yerdir: Yeri itibariyle emsalsizdir. Sinan’ın bu ıssız tepeyi büyük bir özenle seçtiği anlaşılmaktadır.Bilirsiniz, her 21 Mart akşamı hem gece ve gündüz eşitlenir (Padişah kızı ile aralarındaki eşitsizliği protesto olarak da düşünülebilir), hem de güneş batmadan ay doğar.
Şimdi, Sinan’ın 50’sinden sonra âşık olduğu kızın isminin “Mihr-ü mah” olduğunu ve bunun Farsça’da “Güneş ve Ay” anlamına geldiğini unutmadan hayâl edin...
Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’nin tek minaresinin arkasından güneş batarken, Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Camii’nin iki minaresinin arasından ay doğuyor!..
Ya Rabbi! Bu nasıl bir aşk, nasıl bir matematik dehâ, nasıl bir estetik anlayış, sonsuzla nasıl bir buluşmadır?
         Bir kez daha anlıyorsunuz ki, ancak hayata sanat katabilen, estetik algısı yüksek milletler orijinali yakalayabilir ve sonsuza ulaşabilir.”

Yazdır Paylaş
Diğer Yunus Yağmur Yazıları

GaziSOFT Php Profesyonel Haber Yazılımı
haberler