Emniyette Şube Müdürlerinin Yeri Değişti.
 İl Genel Meclis Başkanı Av. Özkan Doyğun’a Onur Ödülü
21 Mayıs Dünya Süt Günü Kutlanıyor
Nurgözde Sıla Özlemi Şenliği
Bu yazı 19 Nisan 2011, SALI 07:21:01 tarihinde eklendi. 1089 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kadin Adaylar ve Kota - Ayten Tuncer Kamacı

Sonunda 2011 Yılı milletvekili aday listeleri açıklandı. Listelerin oluşturulma safhasında bir taraftan çeşitli kadın sivil toplum kuruluşları diğer taraftan
Kadin Adaylar ve Kota

Sonunda 2011 Yılı milletvekili aday listeleri açıklandı. Listelerin oluşturulma safhasında bir taraftan çeşitli kadın sivil toplum kuruluşları diğer taraftan bir kısım yazarçizer takımı ve sanatçılar yeterli sayıda kadının meclise girmesi için parti liderlerine çağrıda bulundular, kampanyalar başlattılar. Bunların hepsinin ortak sloganı ise hep kadın kotası üzerine olmuştur. Benim anlamakta zorlandığım şey kadınlara kota uygulanması konusunda ki ısrar. Diğer bir bakış açısıyla kriter olarak cinsiyetin temel alınması. Sadece milletvekilliğinde değil, bürokraside, STK lar da ve özel sektörde ısrarla üzerine basa basa cinsiyet kavramı üzerinde durulması, cinsiyete göre değerlendirme yapılmasıdır.

Bugüne kadar, bu kadın dernekleri, sanatçılar ve yazarçizer takımı acaba farklı bir söylemle ortaya çıkar mı diye bekledim. Fakat maalesef ısrarla kota üzerinde durdular.

Önce kelime anlamı olarak kota nedir ona bir bakalım.

KOTA: Uluslararası ticarette ithaline izin verilecek mal miktarının hükümet tarafından miktar veya değer olarak sınırlandırılmasıdır. Yani kısacası sınırlama getirilmesi demektir.

Şimdi sormak istiyorum kadın adaylara yer verirken neden kota üzerinde duruluyor. Kadınlara kota uygulanması beni, sanki erkekler 1.sınıf insan, kadınlar 2.sınıf insanmış gibi veya kadınlar insan neslinden değil de farklı bir canlı türünden geliyormuş gibi düşüncelere itiyor.

Kadın da erkek de sadece cinsiyet farkına sahip insan neslinden gelmiyor mu? Bakın büyük düşünür MEVLANA, insanın cinsiyetinden çok, kimliği üzerine vurgu yapmaktadır. Ona göre, kadın ve erkek bir bütünün iki ayrı parçasıdır. Dolayısıyla MEVLANA, erkek veya kadına önce insan olarak değer vermiştir. Bizimde kadın ve erkeği değerlendirirken birinci önceliğimizin onların cinsiyeti değil, insan olma özelliği olmalıdır. Daha sonra onların eğitim seviyelerine, yeteneklerine ve temsil kabiliyetlerine göre değerlendirmeye tabii tutulmalıyız.

Eğitim seviyelerinin düşük olmasına, çalışma ve sosyal hayatta yok denecek kadar az kadın olmasına rağmen, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk kadınına seçme ve seçilme haklarını ta 1934'te tanımıştır. Oysaki Fransa ve İtalya’da kadınlara seçme ve seçilme hakkı 1946’da, İsviçre’de ise 1971’de tanınmıştır. Ogün’den bugüne parlamentomuzda kadın temsil oranı yüzde 9,1 ile 50 kişiye ancak çıkabilmiştir.

Günümüzde ise gerek eğitimde, gerekse çalışma ve sosyal hayatta, özellikle büyük kentlerimizde kadınlarımız bin bir mücadeleden sonra yerlerini almışlardır. Ancak, bu yeterli mi? Hayır. Çünkü çalışma hayatında kadınlarımız işin mutfak kısmında çalışmakta, hala hak ettiği idari görevlere gelememiştir. Sebebi nedir? Kadın olması. Maalesef idari görevlere getirilecek kişiler erkekler arasından seçilmektedir. Erkekler arasından seçilen kişi geldiği yeri hak ediyor mu? HAYIR. Çünkü seçmelerde farklı dinamikler etkili oluyor. Konuyu dağıtmamak için şu anda bu konuya girmek istemiyorum. Netice itibariyle kadınlarımız hep erkeklerin başarıları için payanda görevini üstlenmiş oluyor veya dolgu maddesi görevi yapıyor. Bu yapılan haksızlık kadınlarımızın psikolojisini olumsuz yönde etkilemekte, farkında olmadan erkeklere karşı gizli bir savaşımı tetiklemektedir. Hatta ve hatta aile bireylerinde ki erkeklere karşı yerli yersiz tepki göstermelerine sebebiyet vermektedir. Çünkü kadınlarımız yapılan haksızlığı ne beyinlerinde ne de iç dünyalarında kabul etmektedir. Kadınlarımız, eğitimde olsun, çalışma ve sosyal hayatta olsun erkeklerle aynı aşamadan geçmektedirler. Fakat yetki paylaşımı aşamasına gelindiğinde tercihler erkeklerden yana kullanılmaktadır.  Bu siyasette de böyle. Ancak siyasette yetki kazanımının dışında farklı boyutlarda bulunmaktadır. Kadınlarımızın, sosyal ve çalışma hayatında karşılaştığı zorlukları ve sıkıntıları en iyi bilen yine bir kadındır. Çünkü erkekler, kadınların karşılaştığı bu zorluklarla karşılaşmazlar. Dolayısıyla kadınlarımızın karşılaşmış olduğu bu zorlukların çözümünde ve haklarının kazanımları konusunda yardımcı olacak olanlar konuyu iyi bilmeleri açısından kadın vekillerimizdir. Aslında erkeklerin bunu gönüllü olarak kabul etmeleri kadınlarımızın önünü açmaları gerekir. Çünkü o erkeğin en yakınında da bir veya birden çok kadın vardır. Bir kere o erkeği bir kadın dünyaya getirmiştir. Dolayısıyla en yakınında hiçbir kadın olmasa bile annesi vardır. Annesinin bir kadın olarak haklarının savunulmasını istemeyen bir erkek olabilir mi? Diğer açıdan, şayet o yetkiyi kapasite ve yetenek olarak bir kadın hak ediyorsa neden sırf cinsiyetten dolayı erkekler tercih edilmektedir? Ağzımızı açtığımız zaman haktan hukuktan adaletten bahsederiz. Burada hak nerede, hukuk nerede?

Kadının ve erkeğin birlikte hareket etmediği durumlarda hep bir eksiklik vardır. Bu aile ilişkilerinde de böyledir, çalışma hayatında da, siyasi hayatta da… Birinden birinin eksikliği ile alınan kararlar hiçbir zaman sağlıklı sonuçlar doğurmamıştır… Doğurmazda

Yazımı büyük düşünür MEVLANA’NIN güzel sözüyle sonlandırmak istiyorum.

MEVLANA der ki;

“Kâinatta Allah, her şeyi çift yaratmıştır. Zerrelerden bitkilere, hayvanlar ve insanlar arasındaki erkeklik-dişiliğe kadar her şey, çifttir ve birbirine muhtaçtır. Gece gündüze, yaz kışa, yeryüzü gökyüzüne, erkek kadına, kadın erkeğe muhtaçtır.”

Yazdır Paylaş
Diğer Ayten Tuncer Kamacı Yazıları

GaziSOFT Php Profesyonel Haber Yazılımı
haberler