Biz bu filmi daha öncede izlemiştik. Maalesef bu gidişle izlemeye de devam edeceğiz. ABD ve Avrupa ülkeleri petrolleri azalmaya başlayınca petrol zengini
Biz bu filmi daha öncede izlemiştik. Maalesef bu gidişle izlemeye de devam edeceğiz. ABD ve Avrupa ülkeleri petrolleri azalmaya başlayınca petrol zengini ülkelerin petrollerine ve zengin yer altı kaynaklarına el koymak için, BM den bir karar çıkartarak saldırılarını meşrulaştırıp hiç vakit kaybetmeden jet hızıyla bombalamaya başlıyorlar.
Bu konuyla ilgili olarak yakın tarihimize bir göz atalım;
ABD, 11 Eylül terör saldırısını bahane ederek Afganistan’ı işgal etti. Amerika`nın başını çektiği koalisyon güçlerinin Afganistan`ı işgalinin üzerinden tam dokuz yıl geçti. Hala yer yer çatışmaların devam ettiği Afganistan’da, bugüne kadar ne 11 Eylül saldırılarının sorumlusu kabul edilen El Kaide lideri Usame bin Ladin yakalandı ne de bahane edildiği gibi Afganistan`a kalıcı özgürlük getirildi. Çünkü asıl amaç oradaki petrol ve yer altı kaynaklarını ele geçirmek, İran ve Çin’e yakın bir üs kurabilmekti. Diğer sebepler işin bahanesiydi. Sonuçta işi başararak hedeflerine ulaştılar.
8. yılına giren Irak'ın işgali ise hepimizin malumu. Yine başını ABD’nin çektiği koalisyon güçleri önce Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’i, Irak'ın kitle imha silahlarına sahip olduğu ve bu silahların ülkelerin güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle itham ettiler. Hâlbuki kimyasal silahları, insanlık ayıbı demeden kullanan, onları geliştiren, üreten ve pazarlayanların gerçekte kimler olduğunu tüm dünya kamuoyu gibi Amerika’da gayet iyi bilmektedir. ABD ve koalisyon güçleri bu suçlamaları ispatlayamayınca, bu sefer Saddam Hüseyin’in El Kaide’yi desteklediği, Filistinli intihar bombacılarına parasal destek sağladığı, Irak Hükümeti’nin insan haklarını suistimal ettiği, dolayısıyla ülkeye ve bölgeye demokrasinin gelmesi gerektiği bahanesiyle 2003 yılında Irak’ı işgal ederek, acı bir savaş tablosunun ortaya çıkmasına ve binlerce masum insanın can vermesine sebep oldular. Batılı araştırma kuruluşlarının ailelerle birebir görüşerek yaptığı araştırmaya göre ölen sivil sayısının 650 bine yükseldiği ifade ediliyor. Savaşın hala sürdüğü Irak’ta bugün ne istikrardan ne de demokrasiden söz edilebilir. Iraklılar hem canlarından hem de mallarından oldular.
Ancak, Amerika kendi emellerine hizmet edecek kukla bir Bağdat yönetimi kurmayı başardı. Böylece petrol rezervlerinin denetimini eline geçirerek burada da asıl hedeflerine ulaşmış oldular.
Şimdi sıra diğer petrol zengini ülkelerde. Tunus'ta başlayan ardından Mısır, Libya, Bahreyn ve Suriye’de devam eden halk ayaklanmaları, Yemen ve İran ile devam edecek gibi görünüyor.
Evet, saydığımız bu ülkelerin hiçbirinde demokrasiden bahsedilemez. Hemen hemen hepsi yıllardır diktatörler veya aşiretler tarafından yönetilmektedir. Ancak bu, hiçbir zaman diğer ülkelerin müdahalesine bir sebep teşkil etmez. Ancak dediğim gibi amaç farklı.
Bugün dünyada, doğal zenginliklere sahip olan ülkeler, bunu koruyacak bilgi, teknoloji, ve askeri güce sahip değilse, hala diktatörler, tarikatlar ve şeyhler tarafından yönetiliyorsa, o ülkenin başı, güçlü, gelişmiş ve sömürgeci ülkelerle belada demektir. Tarihe dönüp baktığımızda, bu günün gelişmiş ülkelerinin gelişmişliklerinin temelinde cahil ve geri kalmış toplumların doğal zenginliklerinin sömürülmesinin yattığını görürüz. Varlıklarının devamı da ancak bu sömürüyü devam ettirmeye bağlıdır. Ne zaman ki sömürülen ülkelerin insanları uyanır ve akıllı hareket eder, ancak o zaman bu sömürgeci ülkelerin önü kesilir. Aksi takdirde, geri kalmış toplumların sonları ya kölelikle ya da bir felaketle sonuçlanacaktır.
Tıpkı Afganistan, Irak ve şu anda Libya’da olduğu gibi…
Tıpkı sömürgeci ülkelerin işgali altında olan yerlerin bir zamanlar bizim olduğu gibi. Oraları elimizden nasıl aldılar? O zenginlikleri koruyacak, fikri hür, vicdanı hür, bilgili, önünü görebilecek, kafası aydınlık, vicdanı temiz insanlar yetiştirilebilseydi veya bu özelliklere sahip insanlar devletin yönetim kademelerine getirilebilseydi, o kıymetli yerler hiç elimizden gidermiydi.
Islahat, Tanzimat ve reformlar içinde çırpınan Osmanlının, son zamanlarda çağdaş bilgiyle yetiştirmeye çalıştığı nesiller ise; Çanakkale’de, Galiçya’da, Yemen’de, Sarıkamış’ta harcandı gitti. Bugün hala yetişmiş nesiller bir şekilde harcanmıyor mu? Daha dün sınavlarla seçilmiş binlerce üniversiteli gencimiz sağ sol, alevi-sünni, Kürt-Türk diye birbirine kırdırılmadılar mı? Bu trajediye içerdeki yöneticilerimiz de seyirci kalmadılar mı? Makam koltuk sevdası benliğimizi öylesine sarmış ki… Sahip olduğu sandalyeyi millet ve memleket uğruna terk edecek kaç kişi var bu ülkede? 75 milyon insanımızla sahip olduğumuz bu güzelim ülkeyi acaba hakkıyla koruyup geliştirebilecek miyiz? Açıkçası endişeliyim.