Nur yüzlü, çileli, cefakâr kadınlarımız…
Daha küçükken beynine " iyi bir anne, iyi bir ev kadını" olmak düşüncesi kazınmıştır.
Nur yüzlü, çileli, cefakâr kadınlarımız…
Daha küçükken beynine " iyi bir anne, iyi bir ev kadını" olmak düşüncesi kazınmıştır. Kendi hayatından vazgeçerek dünyaya getirdiği çocuğunun ve eşinin mutluluğuna adamıştır kendisini.
Çünkü o bir anadır… Ailesinden ve yakın çevresinden böyle görmüştür.
Onların mutluluğu kendisinin mutluluğudur. Yeri geldiğinde eşi ve çocukları için kıyasıya savaşır. Ama sorun kendisi olunca boynunu eğer.
Ailesini ve dostlarını koruma kollama dürtüsü vardır içinde… “Ben” duygusundan ziyade biz duygusu gelişmiştir kadınlarımızda... Bundan dolayıdır ki paylaşımcıdır… Bundan dolayıdır ki paylaşımda önceliği hep çocuklarına, eşine ve dostlarına verir.
Ve yüce dinimiz “ Cennet anaların ayağı altındadır.” Diyerek kadını en yüce mertebeye taşımıştır.
Aslında yüreğine girmek çok kolaydır kadının. Çünkü çok küçük şeylerden mutlu olurlar. Ancak onların beynine girmek o kadar kolay değildir. Çok da hafife almayalım kadını…
İçi sevgi doludur… Sevgisini paylaşma konusunda çok da cömerttir. Öyle kolay kolay sevemez… Ancak, sevince de tam sever kadın. Öyle ki sevdiği için canını bile verebilir… Ne ona kıyabilir, ne de ondan vazgeçebilir… Vazgeçememe sebebi ya çok sevdiğinden, ya da ona acıdığındandır. Çünkü merhametlidir kadın.
Her şeyinizi paylaşabilirsiniz bir kadınla. Öyle geniş öyle zengin bir iç dünyaları vardır ki herkese yer vardır orada… Size de... Sorunlarınızı kendi sorunlarıymış gibi can kulağıyla dinler… Çözüm üretmek için elinden geleni yapar… Çünkü o iyi bir dosttur aynı zamanda.
Mutlu anlarınızın tadını onunla çıkarabilir, günlük hayatta yaşadığınız sıkıntılarınızı yine gönül rahatlığıyla onunla paylaşabilirsiniz. Çünkü şefkat zenginidir kadın… Sevecendir. Onun şefkatine ihtiyaç duyarsınız. O şefkati alamadığınızda susuz kalmış fidan gibi kurursunuz.
Sanıldığı kadar güçsüz değildir kadın. O gücünü içinde saklar. Ta ki kadınlık gururu kırılana kadar… İşte o zaman zayıf görünen kadın, erkekten ne kadar güçlü olduğunu tüm yeteneklerini kullanarak ortaya koyar.
Kurtuluş Savaşı’nda kilolarca mermiyi sırtlarında taşıyanlarda kadınlarımız… Ülkemizin içinde bulunduğu o zor şartlarda cephede savaşan askerlerimize cephane yetiştirmeye çalışanda… Halide Onbaşı’nın, Kara Fatma’nın ve Nene Hatun’un mücadeleleri ise silinmez tarihi bir gerçektir. Çünkü aynı zamanda savaşçıdır kadın.
Fakat heyhat kadınlarımız, hala ağabeyleri, babaları ya da kocaları tarafından kaba kuvvete maruz kalmakta… Hala tecavüz olayının tek sorumlusu olarak gencecik kızlarımız öldürülmekte…
Fuhşa zorlanan kadınlarımızın sayısı ise gün be gün artmakta…
Gün geçmiyor ki ülkenin herhangi bir yerinde bir kadın cinayeti yaşanmasın…
Gün geçmiyor ki başlık parasından dolayı gencecik kızlarımız dedeleri yaşındaki adamlara satılmasın.
Şöyle bakınca, ülkemizde kadın olmak ne kadar zor. Çalışma hayatında ve sosyal hayatta karşılaştığı güçlükler endişelendiriyor insanı. Hâlbuki Mustafa Kemal Atatürk’ün kadın hakları üzerine düşünceleri dünyada birçok bilim adamına tez konusu olmuştur.
Gelişmiş ülkelere baktığımızda, gelişmişliklerinin temelinde kadınların eğitimine verdikleri önemi görmekteyiz. Kadınların eğitilmesi demek aynı zamanda çocuklarımızın, çevremizin ve bir toplumun eğitilmesi demektir.
Bu da gösteriyor ki, bir toplumun gelişmesi ve ilerlemesi ancak ve ancak o toplumun kadınlarının iyi ve doğru eğitilmesiyle mümkün olmaktadır.