Mihmandar-I Resul ( Eyüp Sultan )

Kalpleri Allah’ın cemaline ayna olmuş öyle gönül dostu insanlar vardır ki, onların muhabbeti seni alır manevi hazinelerin kuyusuna daldırır.
Bu makale 15 Temmuz 2012, Pazar 20:49:19 eklenmiş ve 3116 kez görüntülenmiştir.
Şeref Yeşildal

 

         Kalpleri Allah’ın cemaline ayna olmuş öyle gönül dostu insanlar vardır ki, onların muhabbeti seni alır manevi hazinelerin kuyusuna daldırır. Onların gönlündeki hazineleri görünce dünyadaki bütün hazinelerden vazgeçersin. Kalbinden dünya aşkını sök at, yoksa ilahi aşkı kalbine sokamazsın.

          Bugün  80 yaşında kalbinde taşıdığı o ilahi aşk ile kilometrelerce yoldan fetih için gelen Eyüp Sultan Hazretlerinden bahsedeceğim.

          Kuran’da Sebe suresinde bahsedilen Beldetün -Tayyibetün olarak geçen korunmaya alınan helal belde İstanbul, Peygamber Efendimiz tarafından fetih ile müjdelenmiş belde İstanbul. Bu sebeptendir ki birçok sahabbi buraya gelip bu belde uğruna burada Şehit düşmüştür. Bir zamanlar burası yemyeşil ağaçların yeşerttiği, fulya bahçelerinin, miski güllerinin yetiştiği hayal misali bir beldeymiş. Bu güzelim çimenlerde kuzular, inekler otlar, buradan ülkenin en lezzetli sütleri kaymağı elde edilirmiş. Can eriği, bademleri ve envai çeşit meyveleri ile ünlü ama basit bir sütçü köyüymüş burası.

          Mihmandar-ı Resul Asıl adı Halid Bin Zeyd olan Eyüp Sultan Hazretleri, Peygamber Efendimizi Medine’de evinde misafir edip ona kılavuzluk ettiği için “Mihmandar-ı Resul ” ismiyle anılır. Kendisi Hazrec kabilesinden ve Neccar Oğullarındandır. Şeceresi birkaç göbek yukarıda hem baba, hem de ana tarafından Hz Peygamberin nesebi ile birleşir. Babasının adı Zeyd, annesinin adı Hind ‘dir Medine de ilk Müslüman olan sahabbilerden ve en son vefat edenlerdendir. Aynı zamanda Hz Muhammed (s.a.v) in evinde kaldığı 7 ay boyunca onun vahiy kâtipliğini yapıp kendisinden 400 kadar hadisini naklettiği söylenir. Halid Bin Zeyd 80 yaşında Arapların İstanbul`u yedinci kuşatması sırasında Emevi hükümdarlarından Ebu Süfyan emrindeki orduyla bu şehre gelip burada şehit düşer. Ölmeden önce yanında bulunanlara şöyle vasiyet ettiği rivayet edilir. “Allah Resulünden duymuştum ki Kostantiniyye surlarının dışına Ashabımdan Salih bir kul gömülecektir.” İşte Resulullahın Salih kulum dediği kişi inşallah ben olurum. Vefatımdan sonra beni Bizans surlarının dışına gömün. Şehit düştüğünde etrafındakiler vasiyetini tutarlar ve Bizans surlarının dışına gömülür. Onun gömüldüğü yerden gökyüzüne doğru göz alıcı bir ışık yayıldığı her kes tarafından görülür. Bizanslılar bunun ne olduğunu bir türlü anlayamazlar. Ordu kumandanı Muaviye’nin oğlu Yezid’ i yanına çağırıp bu nurun ne olduğunu sorar. Yezid orada gömülen kişinin son Peygamberin mihmandarı ve aynı zamanda himmetine sığınılacak biri olduğundan bahseder. Bunun üzerine kabrinin başına hemen bir türbe yapılır. Burası darda kalanların ziyaretine gidip himmet için dua ettikleri bir ziyaret merkezi olur. Latinlerin şehri yakıp yıkmaları ile türbenin izleri de tamamen ortadan kaybolur.

           Fatih Sultan Mehmet Hanın İstanbul’u fethetmesiyle ilk yapacağı işlerden biri bu kabri bulup meydana çıkartmak ve tekrar ziyarete sunmaktır. Bu görev Akşemseddin Hazretlerine verilir. Toklu Tepesi denilen mevkiden zaman zaman her yeri aydınlatan bir nurun geldiği Akşemseddin Hazretlerine bildirilir. Akşemsettin Hazretleri hemen oraya ulaşıp seccadesini yayar ve uzunca bir namaz kılar. Gözyaşları ile seccadesi sırılsıklama olmuş ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüştür. Nihayet başını kaldırıp “Alemdar-ı Resul bu mahalde meftundur” diye etrafındakileri müjdeler. Bir rivayete göre; buraya hemen iki servi ağacı dikilerek işaret konulur. Fatih sultan Mehmet Han bu durumdan emin olmak için gizlice servi ağaçlarını söktürüp başka bir yere diktirir ve ağaçların yerine kendi yüzüğünü gömer. Ertesi sabah Akşemsettin Hazretleri yüzüğün gömüldüğü yere gelir ve sultana dönerek “Mefta buradadır, servileri diktiğiniz yer merhumun yıkandığı yerdir” der. 3 kişi yüzüğün gömüldüğü yeri kazarlar, toprağın altından yeşil somakiden bir taş çıkartırlar. Üzerinde kûfi yazı ile yazılmış “Hâzâ kabri Eba Eyübu Ensari” yazısını görürler, safran ile boyanmış bir kefen içinde bedeni taptaze hiç bozulmadan muhafaza edilmiştir. Sağ elinde tunç bir mühür tutmaktadır. Hemen bunun üzerine bir türbe ve cami inşa edilmesi için Fatih Sultan Mehmet Han emir buyurur. Servilerin dikildiği yere ise çeşme yaptırılır. 1453 de başlayıp 1458 de biten Eyüp Sultan Caminin özelliği Türklerin İstanbul’da inşa ettikleri ilk mabet olmasıdır. Türk halkının manevi ruhu bu merkezde yeşerip buradan kök salacaktır. Ve burası Kâbe’den sonra ikinci manevi kapı olacaktır. 1458 yılında biten bu caminin etrafına daha sonra mescit, medrese, han, hamam, çarşı ilave edilerek burası artık Eyüp Sultan adı ile anılacak manevi bir beldeye dönüştürülür. Bu gün var olan cami 1800 yılında tamamen yıkılarak Hüseyin Efendi gözetiminde yeniden inşa edilmiştir.

 

Sosyal Ağlarda paylaş
Yorumlar
Adınız :
Yorumunuz :
   
   
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Aksaray-Aksaray haber-Aksaray Haberleri-Aksaray-Aksaray Güncel-Aksaray son dakika-Aksaray haberleri-Aksaray ekonomi, sa?l?k, siyaset, gündem
© Copyright 2013 Aksaray. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.

Aksaray

Aksaray

Bölgesel
Dünya
Ekonomi
Teklonoji

Aksaray 68

Site Ping
Sitemap
Rss Yayın akışı
Reklam
News Map

Aksaray

Mobil Site
Hakkımızda
Webmaster
Foto Galeri
Video Galeri
Aksaray haberci
Web Tasarım
www.kibris365.com